Değilleme

Değilleme

Çağlayan Çevik
04 Şubat 2013

Bir soru sorarak söze başlayacağım: Ne kadar önyargısız ve yaftalamaktan uzaksınız?

Cevabını sonra verin lütfen…

Bu sorunun kafama takılmasının sebebi, son yıllarda tuhaf bir şekilde ivme kazanan ve hepimizin içinde bulunduğu bir durum. İnsanları öylesine yargılıyor ve bunu o kadar çirkin bir şekilde yapıyoruz ki / yapıyorlar ki, tanımlamalardan kurtulabilmek adına, kendilerini izah etmek zorunda kalıyorlar / kalıyoruz…

Aydın dediğimiz / demediğimiz, bilgisine görgüsüne inandığımız / inanmadığımız koca koca adamların ‘ötekileştirmek’ dediğinden daha farklı bir durumdan söz ediyorum. Deyim yerindeyse, ‘ötekinin ötekisi’ olmaktan söz ediyorum. Çünkü tuhaftır, son yıllarda insanlar ‘ne olmadığını’ izah ederek söze giriyorlar. Bazılarımızın yıllardır yaşadığını, son yıllarda herkes yaşıyor, yaşama ihtimali içinde bulunuyor ve yaşayacak… Yani, birileri (bu birilerinin içinde biz de oluyoruz çok zaman) yakın arkadaşlarıyla herhangi bir konu hakkında konuşurken bile, ancak “… değilim ama” diyerek düşüncelerini açıklayabiliyor.

Uzun zamandır Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin yaşadığı bir durumdu bu. Kürt birisi, konuya dair konuşurken Kürt olduğunu belirttikten veya bilinmesinden sonra, “ama PKK taraftarı değilim,” diyerek konuya girmek durumunda. Ermeni, “diasporacı değilim,” diyerek, Alevi “ama sandığınız gibi değil Aleviler,” diyerek konuşmak durumundalar. Yıllardır böyleydiler, hâlâ böyleler.

Çingeneler, onlara yakıştırdığımız birçok özelliği “değilleyerek” saymak zorundadırlar. Bunlar yetmezmiş gibi artık yelpazeyi fena halde genişletmiş durumdayız… Şöyle bir bakalım. Aklıma gelenleri herhangi bir önem sırası olmadan sayıyorum:

Daha lise çağlarındayken bu ülkede kadınlar “senin bildiğin kızlardan değilim” demek zorundaydı. Hâlâ öyle. Benzeri durum erkeklerin de başına gelirdi, hâlâ öyle.

Memur, “rüşvetçi değilim” diyerek konuya girmek zorunda. Çünkü benim memurum işini bilir mottosundan beri birileri sürekli “Veririz arada üç beş lira, işimizi hallederiz,” denmiş. Gerçi birileri de almış ya neyse…

Artık, Fenerbahçe taraftarı, “şikeci değilim”; Galatasaray taraftarı, “size şikeci diyenlerden değilim” demek durumunda.

Gazeteci, “yandaş değilim” demek zorunda.

Asker, “darbeci değilim”, dindar “herhangi bir tarikatten değilim” demek zorunda.

Eşcinsel birisi, bunun bir hastalık olmadığını ve fuhuş yapmadığını belirtmek zorunda.

Üniversite öğrencileri, “anarşist değilim” demek zorunda; hatta “apolitik değilim” de demek zorunda.

Vicdani retçiler, “bölücü değilim” demek zorunda.

Taksisine bindiğiniz taksici, “biz o üçkâğıtçılardan değiliz” demek zorunda.

Herhangi bir takımı destekleyen birisi, ‘holigan değilim” demek zorunda.

Kürtaj yaptıran kadınlar, birçok şey “değilim” demek zorunda.

İçki içenler, “her gün değil” diye belirtmek zorunda.

Rock müzik dinleyenler, “satanist değilim” demek zorunda.

Sigara içenler “tiryaki değilim, ikinci sınıf vatandaş hiç değilim” demek zorunda.

Afrika asıllı göçmenler, ne “değil” olduğunu birkaç açıdan belirtmek zorunda.

Büyük şehirlerin belli semtlerinde oturanlar, “apaçi değilim” demek zorunda. Onların komşuları, “uyuşturucu satıcısı değilim” demek zorunda. “Hırsız değilim” demek zorunda.

Sürekli yenileri eklenebilir bu listeye. Daha da genişletilebilir. Hepsini tek tek saymaya gerek de yok aslında. Ama belli birtakım sıfatları olan insanlar –ki bu sıfatların bir veya birkaç tanesine muhakkak biz de sahibiz–  onlara bu sıfatları dolayısıyla yeterince tuhaf davrandığımız yetmiyormuş gibi, bir de ona dair açıklama yapmak zorundalar.

Hiçbir karşılıklı ilişki, daha ilk cümlesi özürle kurulduğunda sağlıklı olmaz. Ahkâm kesiyorum, aforizma aforuyorum sanmayın. Önyargılarımız yüzünden, karşılıklı “eşitliği” ortadan kaldırdığımız anda bir şeyler eksik kalıp, yanlışla dolu olacaktır. İşin kötü tarafı artık bunu hepimiz yapıyoruz. Bize de yapılıyor, biz de yapıyoruz. Bir düşünsenize, televizyonlarda yayınlanan dizilerden sonra, örneğin hemşireler, zabıtalar, Konyalılar, Adanalılar, “biz öyle değiliz” diye kazan kaldırıyorlar. Çünkü birileri izlediği “kurmaca” dizideki karakterin gerçekte de öyle olduğunu, daha doğrusu hepsinin öyle olduğunu sanıp artık ona iman edebiliyor. Daha fenası, karakterle mesleki veya başka bir açıdan, benzer bir ortak noktası bulunan birileri “biz öyle değiliz” demek ihtiyacı hissediyorlar.

Yazının başında sorduğum soruya “değilim” cevabını verenler de bir “değilleme” içindeler, farkındayım. Ama paradoks da burada başlıyor zaten: Gerçekten önyargısız insanlar mıyız?

, ,
Share
Share